Category Archives: Contemporary

Post13: The missing part in contemporary education

2019/04 – Çanakkale, Turkey (c) MA Icbay

I will start my argument with a simple question: To what extent does schooling reflect regular life? My quick answer: Very limited. But before explaining the relationship between regular life and schooling, I am supposed to give a historical summary of schooling, esp. mass education. Before Industrial Revolution and before French Revolution, both of which took place almost at the same time, schooling was a luxurious facility. The aristocracy could make use of this luxurious service. The rest was left to come up with their own methods of teaching and learning. Most, due to their farming lifestyle, would teach the next generation about basic skills about farming such as when to cultivate, how to harvest and so on. Few, living in the big towns and doing trade and some craftsmanship, developed their own apprenticeship methods. The next generation were learning the basic skills while practicing in the business. However, after Industrial Revolution gave birth to factories, and thus mass production, there was a sudden demand for skilled workers. Meanwhile, French Revolution found the most convenient means to spread the principles of revolution thru the education of masses. As a result, mass education, or schooling, became an indispensable part of contemporary world. The states established or redefined the laws not to leave any member of next generation out of this new enormous institution. But, the new revolution is gradually changing our institutions. It is Information Revolution. And schooling as a societal institution is also changing. It is losing its gigantic role in the society. Its roles are changing. The values that the people used to attach to this institution are changing. Perhaps, the current generation will decide what to learn, when, how and where. The common standards, the requirements, the certificates will be redefined. Based on the conditions of this new age.

Post12: The source of joy in my life

2019/03 – Çanakkale, Turkey (c) MA Icbay

In a setting full of hate and resentment, recently I have decided to focus on what makes my day. Although I have no faith in categorization of any kind, I will group the joy of my life according to the senses. No surprise! I will start with the hearing. Then smell. Then touching. Taste and finally sight.

Hearing:
(1) Swallows singing at dawn in a May weekend.
(2) Leaves caressing each other on a weeping willow in a breezy April afternoon.
(3) The peace of silence, tranquility, in a snowy December evening.
(4) Silverware knocking in the kitchens. Heard while walking in the old narrow streets in Gaziantep.
(5) Zeki Müren.

Smelling:
(1) The burnt carpet-surplus smell coming out of old stoves in a chilling winter morning.
(2) Turkish coffee. Definitely on a working day morning. After breakfast.

Sight:
(1) Watching my four year old son turn on TV, then find Youtube, find his favorite cartoon in the list, and playing it on his own.
(2) Following the fresh-in-love couples trying to get closer to each other while walking. My favorite part is the man’s attempts to hold her hand mistakenly.
(3) Watching the sun set on the shore with varying colors in a couple of minutes. First fire gold, then crimson, followed by hazel blue, then a sorrow yellow, finally a mixed color of purple and bordeaux.

Post11: File file patatesten tane tane Türkiye’ye.

Page 401 at Chelimsky, E. (2008).Improving the “fit” between evaluative independence and the political requirements of a democratic society. American Journal of Evaluation, 29(4), 400-415.

Page 401 at Chelimsky, E. (2008).Improving the “fit” between evaluative independence and the political requirements of a democratic society. American Journal of Evaluation, 29(4), 400-415. This is the structure of democracy in the United States. Founded almost an age ago, it is still functioning. With some problems. However, with the hope to improve it.


Bu yazıyı da Türkçe yazmaya karar verdim. Anadilim Türkçe olmasına rağmen hala Türkçe yazarken zorlanıyorum. Öz yazarsam kolay olur diye düşünüyorum. Çocukluğum 80’li yıllarda geçti. Tek televizyon TRT ile başlayan, sobalı evlerde devam eden, bayramların kışa denk geldiği bir çocukluktu. Aklımda kalanlardan birisi de alt komşumuz Nurten Teyze’nin erken vefatıydı. Böbrek yetmezliği sonucu. İki çocuk kaldı ardından. Eda ile Ercan. Acaba şu an neler yapıyorlar? Biz de o apartmandan taşınalı çok olmuştu. Nurten Teyze. Evlenmişlerdir. İşe güce karışıp. Sahrelerdeki o çocuk gülüşler gitmiştir. Nurten Teyze de bir kış günü Adana yollarında ömrünü hesap etmiş, etmiş, çocukları aklında.

Hatırlıyorum. Evimiz sobalıydı. Bir odada yanardı. Sabahları buz gibi. Yorgandan çıkmak istemezdik. Annem yakardı. Sabah varla yok arasında. Kahvaltıyı hazırlardı. Oda tüm gecenin sigara dumanını içine çekmiş. Nikotin dolu bir sabah kahvaltısı ile soğuk.

Hatırlıyorum. Arka balkonumuzun bir köşesi soğan, sarımsak, patates çuvallarına ayrılmıştı. Yılbaşında Nalan Altınörs, Ayşe Tunalı söylerdi. Mesut Amca, Türkan Teyze, Faik, Musa Abi bize gelirler. Yer, içer, güler, TRT izlerdik. Dolu dolu, file file patates alırdık. Çuval çuval soğan, sarımsak. Bulgur, simit, mercimek, nohut. Küp küp salça, zeytinyağı. Fakirdik. Bir işçi maaşıyla. Zar zor geçinen bir aileydik. Arabamız yoktu. Sobalı bir evimiz vardı. Ama file file patatesimiz olurdu.

Kaç yıl geçti aradan. Yaklaşık 30 yıl. 30 yılda file file patatesten tane tane patates aldığımız bir duruma evrildik. Üzülüyorum.

Çocukluğum dini sorumluluklarını düzenli olarak yerine getirmeye çalışan insanların arasında geçti. Gaziantep merkezdeki neredeyse tüm camilerde dua ettim. Hatırlıyorum da siyasetin inancı sömüremediği günlerde o insanlar tevazu sahibiydi, nezaketle davranırlardı, yüreklerindeki tanrı sevgisi yüzlerindeki samimi gülümsemelere yansırdı, kul hakkı en fazla dikkat ettikleri vicdan meselesi, yalanı en büyük günah sayarlardı.

Peki bu insanlara ne oldu? Gittiler mi? Yerine bu insanlar mı devşirildi? Bu din bu kadar ayağa düşmeli miydi? Üzülüyorum.